SENDİKAMIZ BAĞLAMA VE HALK OYUNLARI KURSU AÇIYOR.

Sendikamız tarafından üyelerimize yönelik olarak ücretsiz olarak bağlama ve halk oyunları kursu açılacaktır.
Bağlama kursu 15 Şubat tarihinde başlayacak olup, kurs yeri THK Pasajındaki Eğitim-İş Sendikası olarak belirlenmiştir. Pazar günleri 14.00'de başlayacak kursa kayıtlar başlamıştır.
Kurs hakkında bilgi edinmek veya kayıt yaptırmak için aşağıdaki telefonları arayabilirsiniz veya e-posta adresini kullanabilirsiniz.
0505 629 28 15 Önder AKKÖK Şube Basın Yayın Sekreteri
0536 682 21 78 Gül ARABACI Şube Mali Sekreteri
e-posta: balikesiregitimis@gmail.com
HALK OYUNLARI KURSU İÇİN HAZIRLIKLAR SON AŞAMAYA GELMİŞTİR. BAŞVURU VE DİĞER AYRINTILAR EN KISA ZAMANDA YAYINLANACAKTIR.

MEB’İN KENDİ EVİMİZDE BİZİ KİRACI YAPMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ

Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenlerin paraları ile yapılan Öğretmen evlerinin bandrol kart ücretlerini 2009 yılı için yüzde 330 zamlandırarak 18 YTL'den 60 YTL'ye yükseltmiştir. Üstelik, bandrol alma zorunluluğu getiren yeni genelgeye göre, bandrol almayan öğretmenler, öğretmen evleri ve sosyal tesislerinin tüm hizmetlerinden indirimsiz faydalanacaktır. Öğretmenlerin, kendi paraları ile inşa edilen öğretmen evlerini kullanmak için bandrol ücreti ödemesi kabul edilebilir bir durum değildir. Bu genelge ile öğretmenlerin ve ailelerinin öğretmen evlerinden yararlanma olanakları kısıtlanmaktadır.
Bandrol fiyatını 18 YTL’den 60 YTL’ye çıkaran AKP hükümeti söz konusu olan maaş zamları olduğunda aynı duyarlılığı göstermemektedir. Milli Eğitim Bakanlığının öğretmen evlerine yönelik uygulamalarının arkasında özelleştirip, satma düşüncesinin olduğu bilinmektedir. Öğretmenler ve eğitim çalışanları, personel kimlik kartları ile doğrudan tüm hizmetlerden yararlanmalıdır. Eğitim-İş bu sağlanana kadar kararlılıkla mücadele edecektir. Milli Eğitim Bakanı’nın bizi kendi evimizde kiracı yapmasına izin vermeyeceğiz.
Eğitim-İş olarak bakanlık çalışanlarının personel kimlik kartlarıyla doğrudan tüm öğretmenevi hizmetlerinden yararlanmaları yönünde talebimizi iletmek üzere tüm Türkiye’de imza kampanyası başlatmış bulunmaktayız.
Eğitim-İş eğitim çalışanlarının haklarını sonuna kadar koruma kararlılığını sürdürecektir.
Yüksel ADIBELLİ
Eğitim-İş Genel Başkanı

OKUL TEMSİLCİLERİNİN OLUŞTURDUĞU 1. VE 2. ÇALIŞMA GRUBLARI ÇALIŞMALARINA DEVAM EDİYOR.

BİRİNCİ ÇALIŞMA GRUBU:
1. Mine SARI - İbrahim BODUR Mesleki Eğitim Merkezi
2. Özden COŞKUN - Aktarma İ.Ö.O.
3. A. Reşat GÖKSİDAN - 6 Eylül İ.Ö.O.
4. Mehmet GÖRÜCÜ - Balıkesir A.T.M.L.
5. Y. Tekin EFE - 100.YIL E.M.L.
İKİNCİ ÇALIŞMA GRUBU:
1. Salih BEKTAŞ - Adnan Menderes Lisesi
2. Fikret Yavuz - General KEMAL İ.Ö.O.
3. Süleyman ÇETİN - Ali Hikmet Paşa İ.Ö.O.
4. Cemal ŞEN - Bahçelievler Lisesi
5. Sabahattin Gökdeniz

İŞYERİ TEMSİLCİLERİ TOPLANTI TARİHLERİ

3- 17 OCAK 2009 CUMARTESİ
4- 14 ŞUBAT 2009 CUMARTESİ
5- 14 MART 2009 CUMARTESİ
6- 11 NİSAN 2009 CUMARTESİ
7- 16 MAYIS 2009 CUMARTESİ
8- 13 HAZİRAN 2009 CUMARTESİ


MEB BÜTÇESİ İFLAS ETTİ.

Ardı arkası kesilmeyen, zulme dönüşen zamlar da göstermiştir ki, AKP Hükümeti iflas etmiştir. 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’na göre ilköğretim okullarının personel maaş ve ücretleri dışındaki tüm giderleri Özel İdare bütçesinden karşılanması gerekirken elektrik, su, yakıt vb. giderlerin velilere ödettirilmesi bunun en büyük kanıtıdır. Bu iflas bir iddianın ötesindedir ve belgelidir. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 27.10.2008 tarih ve B.08.4.MEM.4.34.00.03.120/107856 sayılı emri ile okul müdürlüklerine gönderilmiştir.
Bu yazıda: “ İGDAŞ tarafından ilçenize bağlı ilköğretim okullarına gönderilen doğalgaz faturalarının okullarımızın Okul Aile Birliği Bütçesinden acilen ödenmesi gerekmektedir.” denilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı, okulların doğalgaz bedellerini ödeyememekte, topu Okul Aile Birliklerine atmaktadır. Bu durum göstermektedir ki, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi iflas etmiştir. Okullarımız, Okul Aile Birliği Bütçelerine muhtaç duruma düşürülmüştür.
Daha önce de çeşitli illerimizde AKP hükümetinin bu yanlış politikalarının sonucu okulların elektrikleri ödenemeyen borçlarından ötürü kesilmişti. O zaman da elektrik borçları velilere ödettirilmek istenmişti. Bu, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine yakışır bir tavır değildir. Böyle bir tavır olsa olsa tüccar zihniyetine uygun düşebilir. Elektriğe ve doğalgaza yapılan bu son zamlar halkımıza reva görülen bir zulümdür.
Eğitim-İş olarak bu konuda okullarımızı zor duruma düşüren hükümeti kınıyor, bu olumsuzluğun tekrarlanmaması için gereken duyarlılığı göstermeye davet ediyoruz.
Milli Eğitim Bakanlığı,”” okulları kadrolaşma amaçlı kullanacağı üsler olarak görmekten bir an önce vazgeçmeli, okullara gereken ödeneği sağlamalıdır. Bu çağda hiçbir okulumuz elektrik, doğalgaz, yakacak sıkıntısı çekmemelidir. Eğitim parasız olmalıdır.
Yüksel ADIBELLİ
Genel Başkan


"MUSTAFA" FİLMİ İHANET VE HAİNLİKTİR.

“MUSTAFA” FİLMİ İHANET VE HAİNLİKTİR.
AB parlamentosu içinde, Hollandalı bir parlamenter yıllar önce "Türkiye'nin Kemalizm'den kurtulması gerekir. Her yerde heykelleri, bütün resmi dairelerinde resimleri var. Bunları kaldırmak gerekir!" diyordu.Yıllardır oynanan bu oyunun son perdesi "Mustafa" filmidir. Filmin Cumhuriyetimizin 85. yıldönümünde gösterilmesi de farklı bir anlam taşımaktadır.
Çocukluğunun bir Rum çocuğuna oynatılmasından başlayarak, içinde yığınlarca 'ihanet', küçümseme,önemsizleştirme barındıran bu filmi Atatürk düşmanları mutlaka çok seveceklerdir.
Filme göre, Mustafa denen bu kişinin müthiş bir "diktatör" olduğu, çevresinde kimse kalmadığı ve yalnız öldüğü;
Kadın düşkünü, bir oturuşta mutlaka bir büyük rakı içen alkol düşkünü, kişilik bozukluklarına sahip, sevgilisini terk edip onun intiharına neden olan bir sorumsuz; çocukken yediği bir dayak yüzünden yıllarca içinde bitmek bilmeyen bir kini biriktirip, sırf bu nedenle ülkeyi laiklikle bulaştırmış, modern eğitimi başlatarak, dini eğitim veren kurumda yediği dayağın öcünü alan kindar birisi olduğu;
Cephedeki kahraman Mustafa geceleri karanlıkta uyuyamayan korkak birisi olarak gösteriliyor; Yürekli, güçlü,atak Mustafa Kemal'i İçinde sürekli bir korku ve tatminsizlik hissi taşıyan doyumsuz bir Mustafa olarak göstermeye çalışma çabasını görüyoruz.
Cumhurbaşkanı olduktan sonra hiçbir şey yapmayan, boş boş oturan ve tek tesellisi çalgılı, içkili sefa âlemleri olan hasta ruhlu yapayalnız birisi olarak gösterilmeye çalışılıyor.
Film, sanki Mustafa'nın "dinsiz" olduğunu vurgulamak üzerine kurgulanmış. Kurtuluş savaşında desteklerini alabilmek için dindar kesimleri ve kurumları kandırmış, sonra işi bitince de onların ipini çekmiş!!!
Mustafa "Beni hatırlayın!" diyor. Unutulmaktan öyle korkuyor ki!!!
Can Dündar'ın hazırladığı "Mustafa" adlı film, tarihe karşı, Türk ulusuna karşı ve tüm mazlum ulusların övünç kaynağı olan Büyük Önder'e karşı yapılan bir İHANET ve HAİNLİKTİR.
Can Dündar bu filmi yapmadan önce Avrupalarda belge aramaktansa "Nutuk" gibi, "Tek Adam" gibi belgesel yapıtlardan yararlansaydı gerçek İNSAN MUSTAFA'yı kolayca bulurdu.
Ama belki de bu filmi özellikle yaptı.Acaba Can Dündar Atatürk'ü sevenlerin, çocuklarımızın bilinçlerini değiştirmek, Atatürk sevgisini köreltmek, Misak-ı Milli sınırlarından vazgeçirmek görevini mi üstlenmiştir ?
Bizler Can Dündar'ın yansıttığı bir Mustafa ile hiç karşılaşmadık .Ne böyle bir Mustafa vardı ne de Mustafa Kemal olduktan sonra bu şekle dönüştü.
Herkesin bildiği gerçek Mustafa'yı bulamamak için mi uğraştın Can Dündar?
Ulusu özgürlüğüne kavuşturan ve Laik Türkiye Cumhuriyeti kuran kahramanı, Büyük Devlet Adamını, Büyük Devrimciyi nasıl görmemezlikten gelebildin Can Dündar? Unutma ki, Mustafa Kemal küçülmez ama küçükler de büyümez !!!
Bu masalla Can Dündar, ağabeylerine karşı görevini yerine getirmiş olmalı, artık hak ettiği Nobel ödülünü almalıdır!
Biz Eğitim İş olarak Can Dündar'ın Mustafa'sını tanımıyoruz…Biz Mustafa'yı biliriz ki kendisine ATATÜRK denir: İnsancıl, güçlü,yetkin, devrimci…
Emperyalizm işbirlikçileri, ulus devlet karşıtları, şeriatçılar ve numaracı cumhuriyetçiler yıllardır elbirliğiyle Atatürk'ü küçülmeye, gözden düşürmeye,aşağılamaya, devrimlerini aşındırmaya çalışıyorlar.. Armstrong'un "Bozkurt" kitabında, Vamık Volkan'ın "Ölümsüz Atatürk" kitabında, İpek Çalışlar'ın "Latife" kitabında, Tolga Örnek'in "Gelibolu" filminde ve şimdi de Can Dündar'ın "Mustafa" filminde olduğu gibi. Ama hepsi ve daha niceleri bilmeli ki,
BAŞARAMAYACAKLAR…




BİRLEŞİK KAMU-İŞ 1. GENEL KURUL TOPLANTISI SONA ERDİ.
Birleşik Kamu İşgörenleri Sendikaları Konfederasyonu 1.Olağan Genel Kurulu 25-26 Ekim 2008 tarihlerinde yapıldı.
CHP Genel Başkan Yardıcısı Mehmet Selvi, DSP Genel Sekreter Yardımcısı Hasan Erçelebi, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Esinoğlu, İşçi Partisi Ankara İl Başkanı Sefa Koçoğlu, Yıldırım Koç, Niyazi Altunya ve Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz katıldığı Genel Kurul’da Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz’a Birleşik Kamu-İş’e yaptığı katkılar ve emek mücadelesine olan desteği nedeniyle plaket verildi.
Genel Başkan Yüksel ADIBELLİ’nin aday olmadığı 1.Olağan Genel Kurul seçim sonuçlarına göre Merkez Yönetim kuruluna Hasan KÜTÜK, Seyhan TORLAK, Nedim Fuat SOYLU, Muzaffer ARSLAN, Sinan DÜZENLİ, Arif SARSICIOĞLU, Fazlı ZORALOĞLU seçildi.
Denetleme ve Disiplin ve aşağıdaki biçimde belirlenmiştir.
Denetleme Kurulu
Ali Yılmaz İSTANBUL
Mustafa YENİCE
Mahmut Emin AVCI
Disiplin Kurulu
Malik YILDIZ
Cafer POLAT
Musa UZUNER
Görev dağılımı daha sonra yapılacak olup basın ve kamuoyuyla paylaşılacaktır.
BİRLEŞİK KAMU-İŞ KONFEDERASYONU YÖNETİMİ BELİRLENDİ.
25-26 Ekim 2008 tarihlerinde yapılan, BİRLEŞİK KAMU-İŞ KONFEDERASYONU I. Olağan Genel kurulu sonucunda yönetime seçilen MYK, 1 Kasım 2008 tarihinde toplanarak, görev dağılımı yapmıştır. Buna göre, seçilenler ve aldıkları görevler aşağıdaki şekilde oluşmuştur: Hasan Kütük - Genel Başkan Seyhan Torlak – Genel Sekreter Muzaffer Arslan – Genel Mali Sekreter Nedim Fuat Soylu – Genel Örgütlenme Sekreteri Fazlı Zoraloğlu – Genel Basın Yayın, Eğitim ve AR-GE Sekreteri Sinan Düzenli – Genel Toplu Görüşme, Özlük ve Hukuk Sekreteri Arif Sarsıcıoğlu – Genel Dış İlişkiler ve Sosyal İlişkiler Sekreteri Görev dağılımı sonucunda açıklama yapan Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Hasan Kütük: 'Ülkemiz, Cumhuriyet tarihinin en sıkıntılı ve zor sürecinden geçmektedir. Bu süreçte; emeğimize, geleceğimize, laik, demokratik cumhuriyetimiz'e, ulusal bağımsızlığımıza ve bütünlüğümüze karşı, saldırıların artarak devam ettiği apaçık görülmektedir.
Yoksulluk, yolsuzluk ve gelir dağılımı adaletsizliği, en üst düzeye çıkmış; zenginler daha zengin, yoksullar daha yoksul hale getirilmiştir.
Yeni açıklanan OECD raporunda, Türkiye'nin, gelir dağılımı adaletsizliğinde, Meksika'dan sonra ikinci sırada yer aldığı açıklanmıştır.
AKP iktidarı, özellikle 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinden sonra, %47 oy almış olmanın verdiği cesaret ve güçle kendi siyasi düşüncelerini paylaşmayan veya kendileri gibi düşünmeyen toplum kesimlerinin, örgütlerin ve yurttaşların üzerindeki sindirme, baskı ve tehditlerini daha da arttırmıştır.
Sorunlarını açıklamak, anlatmak ve demokratik tepkilerini dile getirmek isteyen yurttaşlar; azarlanmakta, hakarete uğramakta hatta cezalandırılmaktadır.
AKP iktidarının en etkili yöneticisi, 'Biz %47 oy alarak iktidar olmuş bir partiyiz. Herkes bize ram olacak.” diyebilmektedir.
Ama şunu biliyoruz ki; 'Karanlığın en fazla olduğu an, aynı zamanda aydınlığın ve ışığın da en yakın olduğu andır.
İşte böyle bir süreçte, EĞİTİM-İŞ, YEREL-İŞ, BİRLEŞİK BÜRO-İŞ, BİRLEŞİK SAĞLIK-İŞ, KÜLTÜR SANAT-İŞ sendikalarından oluşan beş iş kolu ve 25.000 üyesi ile 10 Nisan 2008 tarihinde kurulan BİRLEŞİK KAMU-İŞ KONFEDERASYONU, kamu iş kolunda dördüncü büyük konfederasyon olarak, Türkiye emek mücadelesinde onurlu yerini almıştır.' dedi. ...


ÖĞRETMEN YOKSULLUK SINIRINA MAHKUM EDİLMİŞTİR..


(YÜKSEL ADIBELLİ’NİN 5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ AÇIKLAMASI)
5 Ekim, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından Dünya Öğretmenler Günü ilan edilmiştir ve 100’den fazla ülkede her yıl kutlanmaktadır.
Dünya Öğretmenler Gününü, Türkiye'deki öğretmenler her gün biraz daha zorlaşan özlük ve ekonomik sorunlarla karşılamaktadır. AKP iktidarı ile birlikte öğretmen, yoksulluk sınırına mahkum edilmiş, ekonomik ve özlük konularda hak kayıplarına uğratılmıştır.
Eylül ayı itibari ile 1/9 derecedeki öğretmen 1150 YTL maaş almaktadır. Türk-İş’in verilerine göre Eylül ayı itibariyle açlık sınırı 726 YTL, yoksulluk sınırı ise 2 bin 366 YTL'’dir. Buna göre Eylül 2008 itibariyle 1150 YTL maaş alan bir öğretmen, ay boyunca yaklaşık 726 milyon lirayı gıda malzemelerini alabilmek için harcamaktadır. Bu oran da maaşının yüzde 63’üne karşılık gelmektedir. Maaş, öğretmenin toplam harcamalarının yalnızca yüzde 48'ini karşılayabilmektedir. Bu rakam ve veriler göstermektedir ki, Türkiye’de öğretmenler yoksulluk sınırının altında maaşlarıyla yaşamaya çalışmaktadır.
Günümüzde okullarımızın pek çoğunda yeterli öğretmen bulunmamaktadır. Hala öğretmensiz okul, okulsuz köyler bulunmaktadır. Normal eğitim düzenine geçmek, sınıf mevcutlarının 30 kişilik olarak düzenlenmesini sağlayabilmek için daha 150 bin öğretmene ihtiyaç bulunmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı 2007 -2008 İstatistiklerine göre; ilköğretimde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı İstanbul’da 31, Ağrı’da 31, Muş’ta 36, Van’da 33, Hakkari’de 30, Gaziantep’te 32, Şanlıurfa’da 36, Şırnak’ta 33. Avrupa ülkelerinde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ise ortalama 21’dir.
Öğretmen açığı her yıl katlanarak büyürken, eğitim fakültelerinden mezun olan gençlerimizden binlercesi artık öğretmen olarak atanabilmekten umudunu kesme noktasına gelmiştir. "İşsiz öğretmen" sayısı çığ gibi büyüyerek 180 bini aşmıştır.
Emekli olan öğretmenlerimizin yerine kadrolu öğretmen ataması yapılmamakta, bunun yerine iş güvencesinden yoksun sözleşmeli öğretmenler atanmaktadır. Öğretmen açığı, geçici olarak ücret karşılığı derse giren öğretmenlerce doldurulmaktadır. Ücretli öğretmen, vekil öğretmen, sözleşmeli öğretmen, kadrolu usta öğretici gibi görevlendirme çeşitliliği AKP döneminde yaygın hale getirilmiştir. Ülkenin geleceği yönünden önemli sorumluluklar taşıyan, güçlüklerle karşılaşsa da görevlerini yerine getirirken hiçbir özveriden kaçınmayan öğretmenlerimiz, hak ettikleri yaşam koşullarına kavuşturulmalı, öğretmen açığını kapatmak için uygulanan “sözleşmeli ve ücretli öğretmen” politikası derhal terk edilmeli ve bu açık kadrolu personel ataması ile tamamlanmalıdır.
Bu değerli mesleği böylesine zor koşullar altında, yılmadan, yorulmadan büyük bir fedakarlıklarla sürdüren öğretmenlerimizin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'nü kutluyorum.
Yüksel ADIBELLİ
Eğitim-İş Genel Başkanı


2. GENEL KURULDA YÜKSEL ADIBELLİ GENEL BAŞKANLIĞA TEKRAR SEÇİLDİ.  


YÜKSEL ADIBELLİ YENİDEN GENEL BAŞKANLIĞA SEÇİLDİ
10.09.2008
Sendikamızın TES-İŞ Genel Kurul Salonu'nda gerçekleştirilen 2. Olağan Genel Kurulu'nda Yüksel Adıbelli, yeniden Genel Başkanlığa getirildi. Yapılan seçimler sonunda Barış Düdü, Levent Akça, Mustafa Karaçizmeli, Onur Gündüz, Kadir Koç ve Engin Çoğal MYK üyeliklerine seçilirken, Ahmet Fevzi Uzgidim, Bilge Özdemir, Mehmet Kaya Denetleme Kurulu üyeliklerine, Musa Aydın, Sinan Kol ve Mümin Çetin ise Disiplin Kurulu üyeliklerine getirildi.


Burdur’da Vahdettin fotoğrafı tartışma başlattı. Eğitim-İş Burdur Şube Başkanı Hasan CENGİZ ; Vahdettin “İngiliz ordusunu hilafet ordusu ilan etmişti”. (Anka)  

Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahı olan ve Milli Mücadele başladıktan sonra İstanbul işgal orduları Başkomutanı Harrington'a başvuran ve ardından da bir İngiliz savaş gemisiyle yurdu terk eden Sultan Vahdettin'in fotoğrafı Burdur'un Çavdır İlçesine bağlı Dengere İlköğretim Okulu'na “Türk büyüğü” olarak asıldı. Tartışmalı padişahın fotoğrafı Eğitim-İş Burdur Şube Başkanı Hasan Cengiz ve sendika yönetimi tarafından okul ziyareti sırasında tesadüfen görüldü. Cengiz ve arkadaşları sendikal faaliyet için gittikleri Dengere İlköğretim Okulu'nun duvarlarında Türk büyüklerinin fotoğraflarının ve yaşam öykülerinin yazılı olduğunu ve bunlar arasında Vahdettin'in de teşhir edildiğini gördüler. Konuyla ilgili olarak ANKA'ya açıklama yapan Burdur Eğitim-İş Şube Başkanı Hasan Cengiz, olaya tepki göstererek Türkiye'nin yakın tarihinde Vahdettin'in “hain” nitelemesine en uygun isim olduğunu belirterek, “Çünkü Vahdettin, İngiliz ordusunu hilafet ordusu ilan etmiş, Yunan ordusuna direniş gösterilmemesini halife olarak buyurmuştur. İngiliz mandasını istemiştir. Sevr antlaşmasını kabul etmiş, Mustafa Kemal'in idamını onaylamış, Milli Mücadeleye karşı ayaklanmaları kışkırtmış ve desteklemiştir. 1922 yılında da bir İngiliz gemisiyle yurttan kaçmıştır. Üstelik kimilerinin bir siyasi polemik olarak gördüğü Büyük Nutuk'ta Atatürk, Vahdettin'i ‘soysuz, alçak ve hain' olarak nitelemiştir, Üstelik Kasım 1922'de TBMM'nin Vahdettin'in hain olduğuna ilişkin kararı vardır Vahdettin'i kahraman göstermenin tek bir amacı var. Bunu bizim insanımız hala anlamadı. Atatürk'ün başarılarına gölge düşürüp onu karalamak” dedi.


.

 

1.DÖNEM 5.BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİNDEN "EĞİTİM-İŞ, TARİKATLARIN VE KARANLIK GÜÇLERİN ÇOCUKLARIMIZIN GELECEKLERİNİ KARARTMALARINA İZİN VERMEYECEKTİR". 

.
EĞİTİM-İŞ, TARİKATLARIN VE KARANLIK GÜÇLERİN ÇOCUKLARIMIZIN GELECEKLERİNİ KARARTMALARINA İZİN VERMEYECEKTİR.
Ülkemiz, Cumhuriyet tarihinde eşine ve benzerine pek rastlanmayan zor bir dönemden geçmektedir. Cumhuriyetimizin ve ülkemizin tapu senedi olan Lozan Antlaşması’nı içlerine sindiremeyen ABD ve AB emperyalistleri ile yerli işbirlikçileri; bir taraftan BOP çerçevesinde ülkemizi etnik temelde ayrıştırmaya çalışmakta,diğer taraftan laik-demokratik cumhuriyetimizi ılımlı İslam cumhuriyetine çevirmeye kalkışmaktadır.
Son süreçte sözde demokratikleşme adı altında gerici anayasa taslaklarıyla Cumhuriyet hukuku tartışmaya açılıp yok edilmek istenmektedir. “Cumhuriyetin yargısı ve hukuku tarafsız olmalıdır.” Yaygarası yapılarak yargı organlarımız yıpratılmak istenmektedir. Halbuki yargı ve hukuk tarafsız değil, Cumhuriyet Devrimi’nden yana taraf olmak zorundadır. EĞİTİM-İŞ, Türk ulusundan, eğitim ve bilim işgörenlerinden aldığı güçle Cumhuriyet Devrimi’nin hukukundan yana taraftır.
Bugün ülkemiz, örtülü bir işgal altındadır. Yarı sömürgedir ve sömürgeleştirilmek istenmektedir. Buna karşı mücadele belirgindir. Başattır. Çünkü, sömürgelerde demokrasi olmaz,emekçilerin hakları olmaz. Ülke bağımsızsa, ulusun egemenliği varsa o ülkede demokrasi gelişebilir.
Bu sömürgeleştirmeye duyarsız kalan ve sömürgeleştirmenin yanında olan sözde emek örgütleri varsa, asıl görevlerine ihanet ediyorlar demektir.
Bu temelde ABD ve AB işbirlikçilerine karşı oluşturduğumuz birleşik cephemiz olan BİRLEŞİK KAMU-İŞ, hızla büyümektedir.
Altı yıldır iktidarda olan AKP Hükümetinin Milli Eğitim Bakanlığı, müfredatların içeriğini boşaltmış, ulusal unsurlardan yoksun hale getirmiştir. Halkımızın yanında olmayan AKP Hükümetinin ulusal bir eğitim anlayışı olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda MEB’in başkent Ankara’dan değil; AB’nin başkenti Brüksel’den yönlendirildiği gerçeği ortadadır.
Amacı eğitim-öğretim olmayan Milli Eğitim Bakanlığı gerici kadrolaşmayı hedeflemiştir. EĞİTİM-İŞ olarak bu kadrolaşmanın önüne geçebilmek için verdiğimiz hukuksal mücadele kararlı bir şekilde devam edecektir. Ancak AKP Hükümetinin Milli Eğitim Bakanlığı, yargı kararlarını hiçe saymaya devam etmektedir. Yönetim anlayışı iflas etmiş olan Milli Eğitim Bakanlığı’na karşı laik-demokratik, halkçı, parasız bir eğitim-öğretim anlayışını yerleştirmek için EĞİTİM-İŞ, hukuksal ve siyasal mücadelesinde kararlıdır.
Anayasamıza göre sosyal devlet olan ülkemiz, son otuz yıldır bu özelliğinden hızla uzaklaşmış; emeğiyle geçinen halkımız kendi kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Yoksul aile çocukları eğitim görme sorunlarının yanında barınma sorunları da yaşamakta, bu alanda yaratılan boşluk, tarikatlar tarafından doldurulmaktadır. EĞİTİM-İŞ, tarikatların ve karanlık güçlerin çocuklarımızın geleceklerini karartmalarına asla izin vermeyecektir.
5. Başkanlar Kurulumuz, tüm kamu işgörenlerinin ekonomik, sosyal, siyasal ve demokratik taleplerinin karşılanmasının ülkemizin barış ve kardeşliğinin korunmasında önemli katkı sağlayacağını düşündüğünden aşağıdaki tespitleri yapmış bulunmaktadır:
* Grevli-Toplusözleşmeli Sendika Hakkı verilmelidir.
* Kamuda çalışanların siyaset yasağı kaldırılmalıdır.
* Kamu kurumlarının kurmuş olduğu bütün komisyonlara sendika temsilcilerinin katılma hakkı sağlanmalıdır.
* Mahkeme kararları yasal süresi içinde uygulanmalıdır.
* Tüm görevlendirmeler objektif kriterlere bağlanmalıdır.
* Sendika yöneticiliği idari görevden sayılmalıdır.
* Sözleşmeli personel uygulamasına son verilip bu durumda olanlara hemen kadro verilmelidir.
* SBS-ÖSS kaldırılmalı, onun yerine ilköğretimden itibaren öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre yönlendirmeler yapılmalı. Öğretmenler Kurulu kararı ile ortaöğretim ve yükseköğretime yönlendirme yapılmalıdır.
* TUİK’in verilerine göre tek kişinin asgari geçim haddi (yoksulluk sınırı), Mart 2008 için 1253,76 YTL’dir. En düşük memur maaşı , bu miktara % 14 enflasyon farkı konularak 1429,28 YTL olmalıdır.
* Tüm kamu işgörenlerine Eylül ayı içersinde 800YTL yakacak yardımı yapılmalı.
* Çocuk yardımı 100 YTL, eş yardımı 150 YTL olmalıdır.
* Banka promosyon paylarının tamamı işgörenlere verilmelidir.
* Tüm kamu çalışanlarına lojman kiraları kadar kira yardımı yapılmalıdır.
*Doğum izni 24 hafta, ölüm ve evlenme izinleri 10 gün olmalıdır.
* Eğitim İşkolunda çalışan yardımcı hizmetler sınıfında bulunan personele de Eğitim-Öğretim Tazminatı ödenmelidir.
Bu temelde EĞİTİM-İŞ olarak Cumhuriyet Devrimlerinden ve Cumhuriyet Hukukundan yana kararlı tutumumuz devam edecektir. Tüm eğitim ve bilim işgörenlerini, “Yurdu çöküntüden kurtarmak için esaslı bir örgütte birleşmekten başka çözüm yoktur.” diyen Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün ışığında yürüyen EĞİTİM-İŞ’ te örgütlenmeye çağırıyoruz. ...


ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE KÜLÜBÜ TÜZÜĞÜ 


ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE KULÜBÜNÜ OKULLARINDA KURMAK İSTEYEN ÖĞRETMEN ARKADAŞLARIMIZ SENDİKAMIZIN 0266 2440666 NOLU TELEFONUNU ARADIKLARINDA VEYA balikesiregitimis@gmail,onderakkok@mynet.com ADRESLERİNE E-POSTA GÖNDERMELERİ DURUMUNDA KULÜB TÜZÜĞÜ VE ÇALIŞMA PROGRAMI KENDİLERE GÖNDERİLECEKTİR.
BALIKESİR EĞİTİM-İŞ


1. GENEL KURUL 05/07/2008 TARİHİNDE YAPILDI      


    Hasanbaba Çarşısı'nın 6. katında bulunan Esnaf ve sanatkarlar odası salonunda yapıldı.
11.30 'da Kurtuluş savaşı şehitleri,Cumhuriyetin kurulması korunması ve yayılması yolunda emek harcamış adı bilinen bilinmeyen bu vatan için kendini ,adamış vatandaşlarımız ve eğitim şehitlerimiz anısına bir dakikalık saygı duruşu ve istiklal marşından sonra genel kurul çalışmalarına başlandı.genel kurula 207 delegenin 109'u katılırken birlik ve beraberlik içinde geçen genel kurulda divan başkanlığına oy birliği ile İsmail ERTEN seçildi.
Saat 17.00'de sona eren genel kurulda seçilen yeni yönetim şu isimlerden oluşmakdır.


İL ŞUBE YÖNETİM KURULU

Hüseyin SEMERCİ (Şube Başkanı)
Süleyman ŞAHAN (Şube Sekreteri)
Y.Tekin EFE (Şube Örgütlenme Sekreteri)
Mehmet GÖRÜCÜ (Şube Hukuk Sekreteri)
Güllü ARABACI (Şube Mali Sekreteri)
Özden COŞKUN (Şube Eğitim Sekreteri)
Önder AKKÖK (Şube Basın Yayın ve TİS Sekreteri)

DENETİM KURULU
1-Mine SARI
2-Erdinç ÇİĞDEM
3-Serdar SEL

DİSİPLİN KURULU
1-Süleyman ÇETİN
2-Sedat SAĞIROĞLU
3-Sebahattin SAĞIROĞLU

ÜST KURUL DELEGELERİ
1-Hüseyin SEMERCİ
2-Mustafa DAĞISTANLI
3-Erol AKUN
4-Ziya ÖZKAN
5-Musa AYDIN
6-Orhan ARACI
7-Özay YEŞİLOĞLU
8-Ali SARI
9-Temel Yetkin ÇELİK
10- Nahil FİLiZ



KADROLAŞMAYA DANIŞTAY ENGELİ 


Danıştay’dan Milli Eğitim Bakanlığı’na “vekaleten atama”lar için şok karar çıktı. (ANKA) Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici Atama Yönetmeliği’nin iptali sonrasında görevlerinden alınan 630 kişiden 462’sinin, Bakanlık tarafından vekaleten atanmalarına Danıştay’dan “yargı kararlarını işlevsiz bıraktıkları” gerekçesiyle “dur” kararı geldi. Söz konusu karar nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’nün 5 yöneticisi hakkında “yargılanmaları”nın yolu açıldı. MEB, ATAMASI İPTAL EDİLEN 462 KİŞİYE VEKALETEN ATADI Milli Eğitim Bakanlığı’nın 13 Nisan 2007 tarihinde yürürlülüğe giren Yönetici Atama Yönetmeliği’nin bazı maddelerinin Danıştay tarafından iptal edilmesinin ardından 630 yöneticinin ataması iptal edildi. Buna karşın Milli Eğitim Bakanlığı ataması iptal edilen yöneticilerden 462’sini ise “vekaleten” tekrar atadı. Eğitim-İş, durumun Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun tarafından “yönetici adaylarının haklarının ihlal edildiği ve zarara uğratıldığı” şeklinde kabul edildiğine işaret ederek, yargı kararını yerine getirmeyen yöneticilere izin verilmemesini istedi. DANIŞTAY’DAN BAKANLIĞA: “YARGI KARARLARINA UYMUYORSUNUZ” Danıştay Birinci Dairesi’nin gerekçeli kararında, ataması iptal edilen 630 yöneticiden 462’sinin vekaleten yöneticilik görevlerine yeniden atandığına dikkat çekildi. Kararda, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 26 Ekim 2007 tarihinde elektronik ortamda bazı birimlere, “ataması iptal edilen yöneticilerin vekaleten görevlerine dönmesi” amacıyla bir yazı gönderildiğine dikkat çekildi. Gerekçeli kararda, “Teklif uyarınca, Bakanlıkça geçici görevlendirme yapıldığı dikkate alındığında, ilgililerin yargı kararlarını şeklen uyguladıklarının ve yargı kararları uyarınca ataması iptal edilenlerin büyük bölümünü kısa süre sonra bu görevlere tekrar geçici olarak görevlendirmek suretiyle yargı kararını etkisiz bıraktıklarının görüldüğü, bu nedenle ilgililere istinat edilen eylemin, haklarında soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunduğu” bildirildi. Söz konusu karar sonucunda Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in soruşturma izni vermediği Personel Genel Müdürü Remzi Kaya, Müdür Yardımcısı Hikmet Ormancı, Daire Başkanı Hilmi Çolak, Şube Müdürleri Köksal Öztaş ve Erdal Kapıcı’nın soruşturulmasına izin verilirken yargılanmasının yolu da açıldı. “MEB YETKİLİLERİ KAÇACAK EĞİTİM-İŞ KOVALAYACAK” Eğitim İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli, Danıştay’ın, kadrolaşma “çabasında” olan Milli Eğitim Bakanlığı’na “gerekli” cevabı vermiş olduğunu söyleyerek, “Bu karar ile Danıştay, Bakanlığa ‘vekaleten yönetemezsin’ mesajını verdi. Milli Eğitim Bakanlığı kadrolaşmak amacıyla yargı kararlarına bile uymuyorlar. AKP ve Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri kaçacak, Eğitim-İş kovalayacak. MEB yetkililerinin artık hukuk kurallarına uymalarını bekliyoruz. Hukuk herkese gerekli olacaktır” dedi. ...